3 Nisan 2025 15:38

‘Bırakın kavga etsinler!’

“Tarih, Kürtlerin yaşananlara müdahale etmemesini, tepkisiz kalmasını ileri sürenlere AKP iktidarının kısa zamanda değişik manevralar yapmak konusunda ne kadar mahir olduğunu defalarca gösterdi.”

‘Bırakın kavga etsinler!’

Fotoğraf:Evrensel

Orhan Kurul
[email protected]


İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun 19 Mart’ta gözaltına alınmasından bugüne operasyon çok yönlü tartışıldı. Sonrasında devam eden eylemlerin muhtevasına dair de çeşitli tartışmalar yürütüldü.

Biz bu yazıda, Van OSB eski Başkanı ve Van Organize Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (VOSİAD) Başkanı Şemsettin Bozkurt üzerinden bir anlayışı tartışacağız: “Bırakın kavga etsinler!”

31 Mart 2024 yılında yapılacak seçimler öncesi DEM Parti’den Belediye Başkan aday adayı da olmuştu Bozkurt. Çeşitli kentlerde ardı ardına gelen patron aday adayları ön seçimden çıkamamış olsa da bunlar, seslerinin artık daha çok çıkacaklarının sinyallerini de veriyorlardı!

Ekrem İmamoğlu ve beraberindeki 91 kişinin gözaltına alınmasının ardından bazı Kürt çevreleri, kavganın iktidar ve muhalefetin bir tarafı arasında gerçekleştiğini ileri sürdü. Şemsettin Bozkurt bu söylemi dile getirenler içerisinde bir patron temsilcisi olduğu için de tartışılmayı hak ediyor!

Bozkurt her ne kadar Ekrem İmamoğlu’nun diplomasının iptal edildiği gün “Nerede bir haksızlık varsa onun karşısında durmalıyız” dediyse de DEM Parti İstanbul İl Örgütünün 21 Mart günü “Saraçhane’de olacağız” çağrısını “Bu karar doğru değil” diye değerlendirmişti. Gerekçesini “CHP akıllanana kadar destek verilmemelidir” diyerek ortaya koymuştu. Bozkurt şimdi de boykot tartışmalarının Kürtleri ilgilendirmediğini söyleyerek yeniden çağrı yapıyor, “bırakın kavga etsinler” diye.

Hatırlanacaktır İmamoğlu soruşturmasından önce 11 Şubat tarihinde İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı ‘kent uzlaşısı’ üzerinden CHP’li belediyelere yönelik ‘terör’ soruşturması başlatmış ve bu kapsamda gözaltına alınan 10 kişi tutuklanmıştı. Bu tutuklamaların ‘bizi ilgilendirmiyor’ olduğunu söyleyebilir miyiz?

İktidar, kent uzlaşısını terör soruşturmasının bir konusu yaparak Kürt hareketinin batıda kazandığı mevzileri hedefe koyuyor, burada görevli Kürtleri tutukluyor. Bu operasyonların daha kırkı çıkmamışken kent uzlaşısını da dayanak yaparak İmamoğlu’na operasyon yapılıyor ama bizi ilgilendirmiyor öyle mi?

İmamoğlu’na yönelik operasyondan sonra gelişen tepkinin boyutundan dolayı İmamoğlu’na yönelik kent uzlaşısı soruşturması reddedildi. Yoksa İstanbul Büyükşehir Belediyesine de kayyım atanacaktı. Kayyım, tutukluluğun Kürt hareketinin seçim taktiğine bağlılığıyla doğrudan ilişkiliyken gelişmelerin bizi ilgilendirmiyor oluşunu ileri sürmek en hafif tabiriyle meselenin yanlış yorumlanmasıdır! 

Daha saf duygularla ‘Bugüne kadar Kürtlere bu kadar şey yapılıyorken neredeydiler?​’ sorusunu soranların, duygusu gayet anlaşılır ve haklı bir soru. On yıllardır savaşla iç içe yaşıyor bu halk. Yıllardır belediyelerine kayyımlar atandı, siyasetçileri tutuklandı, hâlâ tutuklu binlerce kişi var. Bugüne kadar Türkiye’nin batısından bu yaşananlara çıkan seslerin cılızlığı elbette ki kabul edilir değil, eleştirilmeye muhtaç… Bugüne kadar Kürtlerin yaşadıklarına ses çıkarmamanın toplu bir özeleştirisinin nasıl verileceği bir zaman sonra yeniden konuşulur. Ancak bu eleştiriler, yaşananlara müdahale etmemenin önüne bir dayanak yapılmamalı!

Ancak bu iktidarın, Kürt hareketinin seçim taktiğine yönelik operasyonlarını iktidar ve CHP arasında gerçekleşen bir kavga olarak yorumlamayı sadece ‘saflıkla’ açıklamayacağız! Kürtlerin ‘bir kesiminin’ bir süredir daha yüksek çıkan bu seslerine karşı Kürt emekçileri çok kez farklı cevaplar vererek aynı fikirde olmadıklarını beyan ettiler. Geçtiğimiz gün sosyal medyaya yansımış bir videoda “Demirtaş’ı bırakacaklar ama Erdoğan’a oy verir misiniz?​” diye soruyor muhabir. Diğer cevaplarla muhtevası aynı olsa da bir cevap oldukça vurucu: Ölsem vermem! Demirtaş, hemen bırakılması gereken bir siyasetçi ve Kürt halkı için oldukça önemli bir aktör. Buna rağmen hâlâ ‘ölsem vermem’ cevabı, Kürt emekçisinde hâkim olan duyguyu gösteriyor.

Sözün özü: Fikriyle tartışmaya çalıştığımız kesim, kendi sınıfsal kaygılarını Kürt halkının, emekçilerinin toplamının kaygısıymış gibi ileri sürüyor. Bir süredir, Türkiye sermayesi ile neredeyse aynı şeyleri söyleyen Kürt sermayesi, Kürt emekçilerinin herhangi bir sürece, eyleme müdahil olmasını istemiyor! Hep bir ‘durun’ ikazı! Tarih, Kürtlerin yaşananlara müdahale etmemesini, tepkisiz kalmasını ileri sürenlere AKP iktidarının kısa zamanda değişik manevralar yapmak konusunda ne kadar mahir olduğunu defalarca gösterdi. E tabii ki tarih, Kürt halkının taleplerinin ve mücadelesinin işçi hareketinin talepleriyle ve mücadelesiyle birleştiğinde kazanımla sonuçlandığını da gösterdi! Bu göstergeler Kürt emekçilerinin, yaşanan süreçlerin toplamına; -hem barış hem de iktidarın antidemokratik uygulamalarına karşı- sermayenin ‘bekleyin’ söylemlerinin aksine kendi talepleriyle müdahil olmak zorunluluğunu ortaya koyuyor.

EVRENSEL'İNMANŞETİ

'Aklı' sermayeye, eli cebimize

'Aklı' sermayeye, eli cebimize

Türkiye’de “akılcı, rasyonel ekonomi” adı altında uygulanan Erdoğan-Şimşek programı, sermayeyi ihya etti, enflasyon ve düşük ücret zamlarıyla emeği her geçen gün daha fazla ezdi. Programla enflasyon, 670 gün sonra ancak devraldığı yüzde 38 noktasına geldi. Emekçilerin gelirleri günden güne erirken, kaynak yüksek faizle sermayeye aktı.

BİRİNCİSAYFA
SEFERSELVİ
4 Nisan 2025 - Sefer Selvi

Evrensel'i Takip Et